TÜP BEBEK, İNFERTİLİTE VE DOĞUM PSİKOLOJİSİ
TÜP BEBEK, İNFERTİLİTE VE DOĞUM PSİKOLOJİSİ

Toplumumuzda daha evliliğin başında, hatta bazen genç kızlık döneminde “Acaba çocuğum olacak mı?” sorusu zihinleri meşgul edip duyguları yormaktadır. Hele de evlilik süresi 1-2 yılı bulmuşsa öncelikle ailenin büyükleri torun sevme telaşına girerler, “Ölmeden bir torun göreydim”“Ne zaman hala, amca, teyze, dayı vb olacağım?” cümleleriyle çifti baskı altına almaya başlarlar.

Çok erken dönemde gereksiz bir yığın tahliller yapılırken, her tahlil sonucu gerginlikle beklenir. Her doktor dönüşü çift “Suç kimdeymiş” gibi garip soruların altında ezilir. Bu eziklikle bir süre sonra çocuklu ailelerle görüşmemeye başlar, kadın gebe kadın görmeye tahammül edemez, erkek ise oğluyla maça giden, bayram sabahı oğlunu namaza götürdüğünü anlatan babaların hikâyesini duymak istemez. Hal böyle olunca, belki de sadece zamanı gelmediği için işlemeyen gebelik programı da bozulmaya başlar.

Gebelik şansını azaltan faktörler!

Gebelik programını bozan stres virüsünü temizlemedikçe gebelik başarı oranı azalacaktır. Her bireyde bilinçaltından bedene ve duygulara tesir eden virüsler farklıdır. Hırsla ve telaşla gebelik isteği (ki bununda geçmişe ait nedenleri olabilir) çevrenin getirdiği gerginlikler gibi yakın dönemde alınmış virüsler kolaylıkla programdan temizlenebilir.

İnfertil çiftlerin (1 yıllık düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik olmaması) yüzde 15’inde (yapılan tetkik ve araştırmalara rağmen) neden gebelik olmadığı bilinememektedir.

Nedeni bilinmeyen infertilite grubundaki bu çiftlerin tetkik ve tedavi planları, sadece maddi beden üzerinden yapıldığı sürece gerçek infertilite nedenlerini bulamayacağımız apaçık ortadadır. Zira maddi bedenden ibaret olmayan insanı, bu anlayışla iyileştirmemizin mümkün olmadığını baştan beri anlatmaya çalıştık. Kadının en derinlerinde gebeliği engelleyecek duygu birikimleri varken, bir tarafı gebeliği istemez veya doğumdan korkarken, maddi bedendeki çalışmalar akıntıya kürek çekmeye benzer. Tüm uğraşlara rağmen gebe kalamayan bir kadının duygu durumu gebeliğe uygun hale geldiğinde ise, sürpriz bir şekilde gebelik meydana gelmesi çok kolaydır.

Stres, ruhi bunalımlar bedenin birçok fonksiyonunu bozduğu gibi, üreme sağlığını da bozup infertilitenin zeminini oluşturmaktadır. Bu gerçeklikle, her türlü tıbbi tetkik yapılıp tedavi yöntemleri uygulanmasına rağmen, eğer size “Gebelik neden olmadı biz de bilemiyoruz” deniyorsa, işin zihinsel boyutuyla ilgilenme zamanı gelmiş demektir.

Ayrıca tedavi süreci içinde yaşanan olumsuzlukların, gerginliklerin, negatif beklentilerin tedaviyi olumsuz etkilememesi için, kadının bedeni yanında ruhuna da gerekli destek sağlanmalıdır.

Çiftin ruhsal boyutu öncelikle incelenmeli

İnfertilitenin fiziki şartlarda nedenini bilemeyip de, bilinçaltı programında neler var diye sorguladığımızda envai çeşit veriye ulaşırız. Çocukluk döneminde yaşanan travmalar, cinsel kimlik sorunları, aile içi iletişimdeki sorunlar, kişinin çocukluğuna ait anılarının olmaması, değersizlik inancıyla ortaya çıkan “Ben iyi bir anne olamam” düşünceleri, “Anne / Baba olmayı hak etmiyorum” söylemleriyle insanların kendisini cezalandırma planları sıkça karşılaştığımız verilerdendir.

Tabi ki, bu örnekleri kişiler adedince çoğaltmak mümkün. Çünkü her kişinin yaşamı ve yaşamdan algıladıkları kendine has ve bir diğerinden farklı! Aynen parmak izi gibi… O halde vücuttaki her program işleyişinin bozulmasında düzeltmeyi sadece maddi beden üzerinden yapmamız yeterli olmadığı gibi, infertilite tedavilerinde de (özellikle tüp bebek uygulamasında) çiftin ruhsal boyutuyla ilgilenmeyi öncelikli sıraya almalıyız. İşin ruhi boyutundaki sorunlar özellikle geçmiş yıllara dayanıyorsa, sorunu ortaya çıkarmak ve çözmek noktasında hipnoterapi ve EFT teknikleriyle hızlı ve kalıcı çözümlere ulaşmak mümkün olabiliyor.

Dayatmaları kabul etmeden önce aklımızı kullanmalıyız

90’lı yıllarda doğumevinin doğumhanesinde çalışırken, “kıymetli bebek” diye sezaryen endikasyonu vardı. Zor şartlarda gebe kalmış, uzun yıllar uzun tedavilerle gebelik oluşmuş, tekrarlayan düşükleri olmuş bir anne doğuma geldiğinde, “çocuğu sağ salim eline verelim de, sezaryen çocuk için daha güvenli, doğum bu, ne olacağı belli olmaz” gibi düşüncelerle doğum hiç beklenmez, sezaryen ile doğum yaptırılırdı. Tabi bu düşünce bilimsel(!) çevrelerden gelen “sezaryen daha güvenli!” çalışması ile olmuştur.

Yakın zamana kadar anne sütünü kötüleyen, tereyağını mutfağa sokanı cahil ilan eden, buna karşın gıdaların -dolayısıyla toplumun- genleriyle oynamakta bir sakınca görmeyen bilime(!) göre sezaryen daha güvenliydi.

Hep söylüyorum, yine yeri geldiği için söylemeden geçemeyeceğim. Bilimsel denilen şeyler bilimsel dendiği için doğru, faydalı bize uygun şeyler olamayabilir. Bilimsel çalışmaların çıkması istenilen sonuçlara göre planlandığını ve raporlandığını herkes bilirken, bilimsel diye başlayan dayatmaları kabul etmeden önce aklımızı kullanmalıyız.

Yine 90’lı yıllarda menopoza giren kadına hormon vermemek cinayetle eşdeğerdi bilimsel çalışmalara göre. Şimdi aynı bilimsel çalışmalar başka şey diyor. Moda gibi, hep aynı renk aynı tarz giyersek modanın anlamı olmaz! Bilim adamı da bir şey üretmeli, dahası hastalıklar olmalı ve o tedavi etmeli, hele de ilaçlara bağımlı iyileşmeler olursa, tam da bilime uygun davranış!..

Tüp bebek sezaryen nedeni mi?

Böyle bir soruya cevabımız tabii ki hayır olacaktır.

Halk sağlığında koruyucu hekimlik adına ne kadar bütçe harcanıyor? İnsan merkezli çalışmalarda ağırlık, sağlığı korumak için mi, yoksa hastalandırıp tedavi etmek için mi?

Sezaryenin bir dönem popülerliğini artırmak (tabii artçıları devam ediyor), sezaryeni bu kadar yaygınlaştırmak, bu kadar kolay kabul edilir yapmak için az çaba harcanmadı! Şimdi aynı çabalar ı doğruya dönmek için göstermek zorundayız!

Bu oyunun pahalı parçası olabilir. Soru basitti; “Tüp bebek, sezaryen nedeni mi?” Cevap olarak, “Hayır, değil” deyip geçebilirdik. Ancak aynı mantık hatalarını yapmamak, bilimsel detaylardan kendimizi korumak, tarihi tekerrür ettirmemek için aklımızı kullanmayı, beynimizi ise yaşar hale getirmeyi öğrenmeliyiz. Madem var; karaciğer gibi, kalp gibi, bağırsaklar gibi o da çalışsın!

“Uygar ve medeni toplumların beyni nasıl olsa çalışıyor, biz de onlara uyalım” tembelliğinden çıkıp, beynimizi çalıştırmalıyız. O zaman anlayacağız ki, herkesin aklı kendine, herkesin beyni kendi menfaatine çalışıyor.

Konumuza dönecek olursak;

Her bebek değerlidir.

Her bebeğe (tüp bebek dahil) en güvenli, en sağlıklı doğum yolculuğu için fırsat verilmeli, desteklenmelidir.

Op. Dr. Ayşe Duman

Op. Dr. Ayşe Duman

Kadın Hastalıkları & Doğum Uzmanı

Kategoriler

Önemli Linkler

Ziyaretcilerim

542421   Kişi ziyaret etti.